Karadeniz’deki midye ve salyangozlar temiz çıktı

0
80

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Fen Fakültesi Fizik Bölümü tarafından, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun (TÜBİTAK) desteği ile 3 yıl süren araştırma sonucunda elde edilen veriler, Karadeniz’deki midye ve salyangoz gibi canlılarda tespit edilen radyoaktif kirliliğin, insan sağlığını olumsuz etkilemeyecek düzeyde olduğunu ortaya koydu.

Bilim adamları, bu veriler ışığında “temize çıkan” Karadeniz’deki canlıların güvenle tüketilebileceğini bildirdi.

KTÜ Fen Fakültesi Fizik Bölümü Atom ve Molekül Fiziği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Çevik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üç yıldır üzerinde çalıştıkları, “Doğu Karadeniz Bölgesi Denizel Ortamının Ağır Metal Kirliliğinin Tespiti ve Midye (mytlis Galloprovincalis) Türünde Bazı Ağır Metallerin Adsorbsiyon Kapasitelerinin Ortaya Konması” projesini tamamladıklarını söyledi.

Yaklaşık 300 bin lira maliyetli projede, KTÜ ve Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinden zaman zaman değişmekle birlikte 8-12 kişinin görev aldığını belirten Çevik, araştırmacıların, Artvin’in Hopa ilçesinden başlayarak Ordu sınırına kadar denizde 16 noktadan aldıkları örnekler üzerinde çalıştığını ifade etti.

Çevik, numunelerin toplanması, laboratuvar ortamında çalışılması gibi çeşitli unsurlar göz önünde bulundurulduğunda, araştırmayı disiplinlerarası iş birliği gerektirmesi dolayısıyla büyük zahmetler sonucunda tamamladıklarını vurguladı.

Bilimsel araştırmaların önemli bölümünün, KTÜ Fizik Bölümündeki Atom ve Molekül Fiziği Araştırma Laboratuvarı’nda gerçekleştirildiğine işaret eden Çevik, elde edilen veriler ile 3 uluslararası yayın, 2 doktora tezi ve 1 yüksek lisans tezi hazırlanan projenin uygulanması noktasında sağladıkları destek dolayısıyla TÜBİTAK ve üniversite yönetimine teşekkür etti.

– “Bilimsel çalışmalarda, insan sağlığı en üst düzeye oturtulur”

Çevik, bilimsel çalışmaların insanlık için yapıldığını belirterek, “Bilimsel çalışmalarda, insan sağlığının en üst düzeye oturtulması amaçlanır. İnsanoğlunun daha konforlu, iyi yaşaması hedeflenir. Bu projeden elde ettiğimiz sonuçlarla hem Karadeniz’deki durumu ortaya koymayı hem de ülkemizin ticari bir ürünü olan midyenin kalitesini veya zararlı olmadığını göstermeyi amaçladık.” dedi.

Radyasyon bulunmayan yer olmadığını ifade eden Çevik, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun insan sağlığı için belirlediği yıllık etkin doz değeri (mSv) sınırına göre, 5 mSv’nin kanserojen riskinin başladığı değer olarak kabul edildiğini aktardı.

Çevik, çevredeki her şeyden yalıtılmış halde bulunulsa dahi insanların doğal ve yapay kaynaklı olmak üzere yaklaşık 2,7-3 mSv doz radyasyon aldığını bildirdi.

Büyük radyoaktif kirliliğin atmosfere yayıldığı kazanın 1986 yılında Çernobil’de meydana geldiğini anımsatan Çevik, sonraki yıllarda kazanın karada ve denizde verdiği zararın tespiti için çeşitli çalışmalar yapıldığını anımsattı.

Çevik, karada, kara likenleri, yosunlar, toprak malzemelerini, denizde ise denizdeki kirliliği en iyi şekilde gösteren midye ve salyangoz gibi benzeri canlıları yıllardır değişik projeler kapsamında incelediklerine işaret ederek, “Bu çalışma aynı zamanda ülkemizin gerçekleştirdiği midye ihracatı açısından da önemli. Araştırmada, ticari olarak değerli bir ürün olan midyede özellikle ağır metal ve radyasyon yönünden deniz kirliliğini belirlenmeye çalıştık.” değerlendirmesinde bulundu.

– “Midye satışı, ülkemiz açısından bir sorun teşkil etmeyecektir”

Araştırmalar sırasında özellikle Çernobil’den sonra doğada varlığı tespit edilen Sezyum-137 radyoizotopunu belirlemeye özen gösterdiklerine dikkati çeken Çevik, şöyle devam etti:

“Gözlemlediğimiz şu oldu, Çernobil olayından bu zamana yaklaşık 30 yıl geçti. Çernobil’den yayılan Sezyum-137 radyoizotopun ömrü 30 yıl, dolayısıyla biz bunun varlığının ortadan kalktığını düşünerek bu işe başladık. Yaptığımız ölçümler, Sezyum-137 radyoizotopunun varlığını bize gösterdi fakat bu varlık insan sağlığını tehlikeye sokacak kadar bir oranda değil. Çeşitli veriler elde ettik, bunları kanserojen yani insan sağlığı açısından değerlendirdik. Bu ülkemiz açısından şöyle önemli, Çernobil’den en çok etkilenen su havzası Karadeniz olarak düşünülse de gördük ki artık etkisini kaybetmeye başlamış. Midye ticari bir ürün olarak satıldığında da ülkemiz açısından bir sorun teşkil etmeyecektir.”

Çevik, midyenin, deniz suyunu vücudundan geçirerek adeta bir süzgeç gibi davranış sergilediğini belirterek, “Süzgeç gibi davrandıkları için özellikle iç yenilebilir organlarda radyolikler ve ağır metaller birikiyor. Dolayısıyla bu birikmenin miktarını ölçerek, aynı zamanda denizdeki diğer ticari ürünlerin de bundan ne kadar etkilenebileceğini ölçmeye çalışıyoruz.” diye konuştu.

Radyoaktif kirlilik ve ağır metal birikiminden en çok etkilenen deniz canlılarının midyeler olduğu, bu nedenle bu maddelerin varlığı noktasında üst limiti belirleyebildiklerini ifade eden Çevik, “Böylece, onların altındaki radyoaktif kirlilikleri daha az toplayan canlıları, temize çıkarmış oluyoruz çünkü eğer midyede bu kadar varsa, mezgit, istavrit gibi türler bundan daha az etkilenmiş oluyor. Dolayısıyla halkımıza, bunları güvenle tüketebilecekleri noktasında da bilgi sağlamış oluyoruz.” dedi.

Çevik, midye ve salyangozlarda tespit ettikleri radyoaktif kirlilik ve ağır metal kirlilik oranının, insan sağlığına olumsuz etki edebilecek miktarın binde birler seviyesinde olduğunu dile getirerek, “Dolayısıyla, bu ürünlerden insanlara gelen radyoaktif kirliliğin katkısı yok denecek kadar az olduğunu söyleyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Projenin devamı niteliğindeki “Doğu Karadeniz Bölgesi Deniz Canlılarında Sezyum-137 Radyoizotopunun Tutulma Kapasitesinin Belirlenmesi” adlı çalışma da yaptıklarını anlatan Çevik, bu çalışmanın 2018 yılında sona ermesini planladıklarını kaydetti.

 

AA

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here